Submitted by Demir Küçükaydın on Mo, 10/23/2017 - 00:12
Demir Küçükaydın

Burada bir blog açınca kendimi tanıtmak gerektiğini akıl edemedim. Biraz başka bloklara bakınca hemen herkesin kendini tanıtan bir yazıyla başladığını gördüm.
En azından bu eksikli duruma son vermek için aşağıya kısa bir hayat hikayemi koyuyorum.
Sanırım burada biyolojik olarak en yaşlılardan biriyim. Ama yazılanları okuduğumda kafaca bütün gençlerden daha genç olduğumu görüyorum. Tabii üslup veya imgeler bakımından yaşlı görünebilirim. Bu yanıltmasın. İçerikçe en devrimci ve yeni fikirleri savunduğumu düşünüyorum.
Burada beni ilgilendiren Bitcoin, Steemit, Ether veya başka dijital paralar aracılığıyla para kazanmak falan değil.
Beni özellikle ilgilendiren , Bitcoin veya Steemit’in arkasındaki blok zinciri (Blockchain) teknolojisi, bunun muhtemel toplumsal sonuçları, bu teknolojinin demokrasi mücadelesinde işe yarayıp yaramayacağı; yararsa nasıl yarayacağı; özel bir uygulama olarak dijital paranın ekonomi politiği, bunun ne gibi toplumsal sonuçları olacağı; bu yeniliğin diğer teknik gelişmelerle birlikte karşılıklı etkisi. (Örneğin yapay zeka, şeylerin interneti gibi uygulamalar ve blok zinciri tekniğinin karşılıklı ilişkisiyle ortaya çıkacak yeni olanaklar vs..)
Ama ille de bu konularda yazacak değilim. Tabiri caiz ise bunlar benim yan ilgi alanlarım.
Yazılarım esas olarak uluslara, ulusçuluğa, devletlere, özellikle Türkiye’deki gibi, merkezi ve bürokratik olanlarına ve elbette insanların ihtiyaçları için değil de kar için üretime dayanan değişim değerleri ekonomisine, daha kısa ifadeyle kapitalizme karşı mücadelenin bir aracından başka bir şey değildirler.
Neyse lafı uzatmayayım. Meraklısı için kitaplarım ve yazılarım internette bulunmaktadır. Kısa hayat hikayemin sonunda bunların linkleri de var.
*
Hem anne ve hem baba tarafından Balkan Savaşında göçmüş Makedonyalı ailelerden geliyorum.
10 Haziran 1949’da, Balıkesir’in Savaştepe ilçesinde doğmuşum.
İki yaşındayken aile Bakır Çayı vadisinde, Linyit yataklarıyla ve yüzlerce madencinin ölümüyle son yıllarda ünlenen Soma ilçesine taşınır. Babam, Garp Linyitleri İşletmesi’nde işçiydi, annem “ev kadını”dır.
İlk ve ortaokulu Soma’da okudum. Yaz tatillerinde her türlü işte çalıştım.
İlkokulu bitirdiğimde aydın bir işçi olan babamın önerisi ve teşvikiyle Çetin Altan’ın yazıları ile tanıştım. Babam daha sonra Soma’da Türkiye İşçi Partisi’nin kurucularından olacaktır.
Yatılı olarak Balıkesir Lisesinde okudum.
Yaz tatillerinde yine Garp Linyitleri İşletmesi’nde çeşitli işlerde çalıştım ve soğuk demirciliği öğrendim.
Lise son sınıfta “Ana dilinizi niçin seversiniz?” başlıklı kompozisyon ödevine, “soru yanlıştır, ana dilimi sevmek zorunda değilim” cevabı nedeniyle atılmamak için tasdikname aldım ve İzmir’de Karşıyaka Erkek Lisesi’ne geçtim.
Bütünlemeye kaldığı için bir yıl beklemede kaldım. 
Bu sürede, Garp Linyitleri İşletmesi ve Şark Sanayi Mensucat Fabrikası’nda işçilik yaptım.
İzmir Karşıyaka’da boş serserilik günlerinden sonra Türkiye İşçi Partisi Karşıyaka İlçesi’ndeki çalışmalara katıldım.
İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji (gece) bölümüne kaydoldum.
Gündüzleri bir muhasebecinin yanında boğaz tokluğuna çalışırdım, geceleri üniversiteye giderdim.
1968’deki üniversite İşgallerine katıldım.
O zamanki sosyalist üniversitelilerin örgütü olan Fikir Kulüpleri Federasyonu’nda (FKF) beklentilerimin karşılığını bulamadım ve arayışlara yöneldim. 
Sonunda Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla tanıştım ve onlara katıldım.
Bu çevre daha sonra Devrimci Öğrenci Birliği’ni (DÖB) oluşturmuştur.
Bu örgüt İstanbul’daki neredeki bütün üniversite eylemlerinin motoru olmuştur. Ben de bu örgütün çekirdeğini oluşturan 10-15 kişiden biriydim.
Samsun-Ankara Yürüyüşüne katıldım.
Bu dönemde, sadece boş zamanlarımı değil, tüm zamanlarımı ve ömrümü sosyalizm uğruna mücadeleye ayırma ve diploma almama kararı verdim.
Devrimci Öğrenci Birliği’nde boylu boyunca devrimci mücadeleye girdim; mitingler, yürüyüşler, işgaller, grevler, köylü hareketleriyle dolu hayatının en güzel, en dolu dolu dönemini yaşadım
İşçi hareketinin ve şantiyecilerin direnişlerinin ortaya çıkardığı bir işçi önderi olan İsmet Demir ile tanıştım ve birlikte işçi hareket ve örgütlenmelerine katıldım.
Ambarlı Termik Santralı, Nuh Çimento Fabrikası, İzmit Rafinerisi, Taksim Opera İnşaatı ve daha bir yığın irili ufaklı işçi örgütlenme ve direnişlerinde Yapı İşçileri Sendikası (YİS) başkanı İsmet Demir’e yardımcılık ettim.
10 Haziran 1969 olaylarından sonra İzmir Aliağa Rafineri İnşaatında örgütlenmek üzere İsmet Demir ile İzmir’e gittim. Yaz boyu İzmir’de inşaat ve mensucat işkollarında ve Aliağa’da örgütlenme çalışmalarında yer aldım.
Sonbaharda, Deniz Gezmiş, Cihan Alptekin, Taylan Özgür’lerle Türkiye’de yeni bir Vietnam için gerilla savaşını başlatma hazırlıklarına katıldım. Taylan Özgür’ün öldürülüşü ve Deniz Gezmiş’in tutuklanışı ile hazırlıklar sekteye uğradı.
FKF’nin (Fikir Kulüpleri Federasyonu) Dev-Genç (Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu) olduğu kongrede Cihan Alptekin ile birlikte İstanbul Bölge Yürütme Kurulu’na ve Genel Yönetim Kurulu’na seçildim.
Ancak bir süre sonra, gerilla savaşı sanatını öğrenmek üzere Filistin’e gittim.
Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi’nde klasik askeri eğitim aldım. Kara Eylül’ün bir habercisi ve provası olan Ürdün Kralı’nın Fedailere karşı ilk güç denemesinde Demokratik Cephe’deydim. Daha sonra İsrail’e karşı bir “Ameliye”ye (Operasyon, Saldırı) katıldım. 
Dört buçuk ay sonra öğrenecek bir şey olmadığını gördüğüm ve Türkiye’de işçi sınıfı içinde uzun vadeli çalışmak gerektiği tarzında görüşlere ulaştığım için Türkiye’ye dönme kararı aldım. Dönerken arkadaşlarımla simdi çok meşhur olan Cerablus - Kargamış’ta hudutta yakalandım. İşkence gördük ve tutuklandık.
Nizip ve Antep Cezaevlerinde iki buçuk ay hapis yattım.
Tahliye olunca İzmir’e gidip Aliağa’daki çalışmalara, grevlere, direnişlerein örgütlenmelerinde çalıştım. Necmettin Giritlioğlu öldürüldüğünde yanındaydım.
Bu dönemde ayrıca Hikmet Kıvılcımlı’nın çıkarmaya başladığı Sosyalist gazetesinin örgütlenmesinde çalışır. Bu gazetede ilk yazılarım yayınlandı.
Kıvılcımlı’yı ve Türkiye’yi anlamak, kendini teorik olarak geliştirmek için tarih çalışmalarında yoğunlaştım.
Aynı zamanda diğer yandan da Boğaz Köprüsü İnşaatında İsmet Demir ile örgütlenme çalışmalarına katılmaktaydım. 
12 Mart gelince, sonradan TSİP’i kuracakların hiç bir şey yapmama çizgisine eleştiriler yaptığım ve örgütlenme çalışmalarında bulunduğum için tecrit edildim.
Bu 12 Mart döneminde, fabrikalarda soğuk demirci olarak işçilik ve örgütlenme çalışmaları yaptım.
Dev Genç İstanbul davasından tutuklandım.
Davutpaşa Kışlası’nda beş ay hapis yataryattım.
Çıkınca tekrar işçilik ve örgütlenme çalışmalarına devam ettim.
Beni tecrit eden ve daha sonra TSİP’i kuracaklara karşı yazdığım teorik eleştiri ve polemikleri daktilo ile çoğaltıp örgütlenmeye başladım.
Belirli bir toparlanma sağladıktan sonra, Türkiye Komünist Partisi’ni Kıvılcımlı’nın yazdığı Vatan Partisi Programı temelinde reorganize eden kongreyi hazırladım ve katıldım.
12 Mart dönemi biterken, bu partinin yarı resmi ve legal organı olarak Kıvılcım gazetesini çıkarmaya başladım.
Gazete bir buçuk ay ve altı sayı çıkabildi, ama gördüğü ilgi ve çizgisi devleti ve hükümeti rahatsız etti.
Gazeteye yardım eden arkadaşlarımla Devlet Güvenlik mahkemesi tarafından tutuklandım.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 6 hafta ve altı sayı çıkabilmiş topo topu dört sayfalık gazetedeki yazılardan, önce 100 üzerinden 36 yıla, sonra da çok ayıp olduğundan 17 yıla mahkûm edildim.
Toptaşı (1,5 yıl), Niğde (7 yıl) ve Malatya E Tipi Özel (15 ay müşahede hücresinde) cezaevlerinde yattım. Niğde’de iken toplu olarak elli metrelik bir tünel kazma girişimine katıldım. Tünelin yakalanışı üzerine üstlenenlerden biri oldum. Tekrar hücre ve hapis cezası aldım. Ayrıca 12 Eylül’deki idamları toplu protestoya katıldığım için tekrar hücrede kaldım. Devlet başkanına (Kenan Evren) hakaretten dava açıldı.
Malatya E Tipi Özel Cezaevi’nde İstiklal Marşı söylemeyi ve Atatürk eğitimine katılmayı reddettiğim için 15 ay müşahede hücresinde kaldım.
Tahliye olunca mevcutlu olarak Sarıkamış’a Askerliğe götürüldüm.
Cezaevi yıllarında birçok yazının yanı sıra, Murat Belge ve Mihri Belli’nin eleştirilerini yazdım.
Cezaevindeyken, Vatan Partisi’nin içindeki tartışmalara katıldım ve bu partinin teorik organı olan Kıvılcım dergisinin (1978-79) üç sayısının ve politik organı Sosyalist gazetesinin son on sayısının (1979) bütün belli başlı yazılarını yazdım.
Faşizm, Üçüncü Enternasyonal’in lağvı, Sovyet Devletinin Sınıf Karakteri sorunlarını araştırırken Mandel, Troçki ve Dördüncü Enternasyonal’le karşılaştım ve klasik eleştirel ve devrimci Marksizmi savunan bu geleneğe katıldım.
Dışarıdaki arkadaşlarının bu hıza ayak uyduramaması sonucu 12 Eylül arifesinde tekrar tek başıma kaldım. 
12 Eylül’den sonra Almanya’da çıkan Der Weg - Yol dergisinin bütün temel yazılarını yazdım ve bu yazıları gizlice dışarı çıkarındım.
Ne var ki, bütün bu teorik ve politik çalışmalar Malatya E Tipi Özel Cezaevi’ne topluca sevk ile kayboldu dışarıyla bağlar koptu.
Asker’den “tebdil-i hava” alarak İstanbul’a geldim ve Dördüncü Enternasyonal’in yardımıyla yurt dışına kaçtım. (Daha yıllarca sürgün cezam vardı ve de Kenan Evren’e hakaret davam devam ediyordu.)
Fransa’da iltica başvurusunda bulundum ve mülteci oldum. Fransızca kursularına gittim.
Dördüncü Enternasyonal’in Fransa Seksiyonu,  Devrimci Komünistler Ligası’nda (LCR) çalıştım.
Beş ay sonra, Almanya’da daha büyük Türkiyeli bir işçi kitlesi olduğundan Almanya’da yaşamaya karar verdim.
Dördüncü Enternasyonal’in Almanya Seksiyonu, Enternasyonalist Marksistler Grubu’nda (GİM) çalışmalara katıldım ve Almanca kurslarına devam etim.
Göçmen Türkiyelilere yönelik olarak Ne Yapmalı dergisini çıkarmaya başladım. Üç sayıdan ötesi gelmedi.
Ergun Aydınoğlu’nun çıkardığı Devrimci Marksist Tartışma Defterleri adlı teorik derginin redaksiyonunda ve çalışmalarında yer aldım; orada yazılarım yayınlandı.
İsveç’te Orhan Kotan’ın çıkardığı Kürdistan Press’e yazılar yazdım.
Özellikle bir göçmen hareketi içinde sosyalist ve devrimci bir kanat için çalışmalar yaptım.
Teorik olarak, Yeni Sosyal Hareketler ve özel olarak da Siyahlar ve Göçmenler Hareketi konularında yoğunlaştım. 
Bu arada 12 Eylül rejimi sonlarına gelmiştir, hem sosyal hareketler hem de Türkiye solunda tartışmalar ve canlanma başlamıştır. Bu bağlamda Avrupa’da yapılmakta olan Sosyalist Forumlara katıldım.
Türkiye’de yapılan “Kuruçeşme” birlik tartışmalarının Avrupa’daki mülteciler ve Türkiyeliler arasında yapılan paraleline katılır, bildiriler sunar ve örgütlenmesinde yer aldım. Ancak Duvar’ın yıkılışı sonucu oradan bir şey çıkmadı. Ancak bu tecrübeyi ve yazdığım bildirileri “Birlik mi Rekompozisyon mu” kitapçığında arkadaşlarıyla birlikte topladım ve yayınladım. 
Duvarın yıkılışından sonra yaprağın kımıldamadığı ve tüm bu gerici atmosferin özel hayatı bile kuşattığı yıllarda, dünyanın işçilerinin siyah ve beyaz olarak bölünmüşlüğü ve bunun ortaya çıkardığı sorunlar üzerine yoğunlaştım.
Bu arada yeni yaygınlaşmaya başlayan bilgisayarlarla tanıştım ve amatör bir bilgisayarcı olarak bilgisayarın politik mücadelede kullanılmasının öncülerinden oldum..
İsveç’te Latife Fegan’ın korumasında bulunan Kıvılcımlı Arşivi’nin Amsterdam’daki Sosyal Tarih Arşivi’ne verilebilmesi için birkaç ay bu arşivi Stockholm’de veri bankasına geçirme işinde çalıştım.
Hamburg’ta taksi şoförü olarak çalışmaya başladım.
Almanya’da yabancılar hareketinde yoğunlaştım.
Aynı zamanda Türkiye’de çıkan Özgür Gündem’e (1992) haftalık yazılar yazdım. 
Avrupa’da hazırlanıp Türkiye’de hukuki nedenlerle “kitap dizisi” olarak basılan Sosyalizmin Sorunları teorik dergisinin çıkışında, örgütlenmesinde, teknik işlerinde çalıştım ve yazılarımı yayınladım.
Bu dönemde ilerlemeci ve iyimser tarih anlayışıyla bir kopuşma yaşadım.
Umutsuzluktan yola çıkarak da mücadele edilebileceğini savunmaya ve buna dayanarak mücadeleye devam etmeye başladım.
Bu arada ırk ve ulus, ırkçılık ve ulusçuluk sorunları üzerinde de yoğunlaştım.
Ulus teorisine seksenlerde İngiltere’de yapılmış katkılardan hareketle, ulus konusunda sosyalist programın, “ulusal olan ile politik olanın ilişkisini koparmak” şeklinde ilk formülasyonlarını yaptım.
Sadece devletin değil, maddi araçların da tarafsız olmadığı ve sınıfsız topluma gidişin araçları olamayacağı çıkarsamasından hareketle, başka bir uygarlığın programlaştırılması gereği sorununu önüme koydum ve bu konu üzerinde yoğunlaştım.
Radikalleşmiş göçmen gençlerin çıkardığı Köxüz dergisinde bazı yazıları yayınlandı.
İnternet’in bilinmediği zamanlarda, yani 90’lı yıllarda, önce “mailboxlar” ve BBS’ler (Bülten Panoları Sistemi) aracılığıyla izolasyondan kurtulma ve politik faaliyet denemelerine başladım.
Sonra İnternet’in yaygınlaşması ile internetteki forumlara yazılar yazmaya ve yaşadığım tecridi kırmaya çalıştım.
Öcalan’ın Suriye’den sürülüşü üzerine internette ve forumlarda daha sık yazıyordum. Keza, yine Öcalan’ın kaçırılması üzerine, “Öcalan’ın Yaşamını Savunmak İçin Türk Girişimi”nin örgütlenmesinde yer aldım.
Kürt hareketinin içinde bulunduğu dönüşümü çözümleyen yazılar yazdım.
Bir süre sonra Avrupa’da çıkan Özgür Politika’da haftalık yazıları yayınlanmaya başladı (2003 yılına kadar). 2000’de Yeni Gündem ve Ülkede Özgür Gündem gibi Türkiye’de çıkan benzeri yayınlarda da haftalık yazılarım yayınlandı.
Demir’den Kapılar diye kendi sitemi kurdum ve Yazılar ve Yankıları adlı forumu internette açam ve oralarda yazılarımı; gelen yankı ve eleştirileri yayınlamaya başladım.
2001 yılında Almanya’da Wremen’de yapılan  “Kıvılcımlı Sempozyumu”nun örgütlenmesine katıldım. Orada Toplumun, Tarihin, marksizmin ve Kıvılcımlı’nın kayıp halkası: Komün başlıklı bildiriyi sundum. 
Türkiye’de devrimci ve demokratik bütün teorik, entelektüel ve politik güçleri toplayacak bir dergi için çalışma ve girişimlerde bulundum.
Bu bağlamda, Açılım adlı bir dergi girişiminde yer aldım, ancak Türkiye’de projeyi başlatanlar projeyi terk etti. Bu derginin daha sonra Ortadoğu İçin Demokrasi Manifestosu adıyla yayınlayacağı çıkış bildirisini bir öneri olarak yazdım. 
Benzeri başka girişimlerin de bir sonuç vermemesi üzerine en azından bir internet sitesiyle Türkiye’de radikal demokrat pozisyonları ve politikayı savunacak bir platform oluşturmaya çalıştım ve Köxüz Sitesi’nin yayınlarına başladım.
Köxüz’ü Türkiye’de dergi olarak çıkarma girişimi, sorumlu bulunamadığı için, bir sayıdan fazla devam edemedi.
Aynı dönemde, İsmail Beşikçi’nin eleştirisi olan Tersinden Kemalizm isimli kitabı yazdım ve yayınladım. Marksist din ve üstyapılar teorisinin şekillendirmeye başladım. Bunun ışığında ulus teorisini de kurmaya başladım.
“Büyük Ortadoğu Projesi ve Sosyalist Strateji Sempozyumu”nu hazırladım, bildiri sundum ve sunulan bildirilerden oluşan kitabı yayınladım.
Türkiye’de dergi çıkaramayınca Köxüz sitesiyle internet yayıncılığı ve kitap yayınında yoğunlaşır. Ancak kitaplarını yayınlayacak yayınevi bulamama nedeniyle bizzat kendi kitaplarını yayınlaması için bir yayınevinin kuruluş ve yayınlarını (Versus Yayınevi) destekledim.
Ancak yayınevi tam kitaplarını yayınlayacak hale gelince, sahibi yeni ortaklar aldığı ve ortaklarının benim kitaplarımı basmayı reddettiği gerekçesiyle kitaplarım basılmadı. İki yıllık çaba ve onca maddi ve manevi destek boşa gitmiş oldu.
Bu arada sık sık sağlığım bozulmakta, ameliyatlar, vs. birbirini izlemekte ve bütün bunlar da verimini düşürmektedir. Aynı dönemde taksi şoförlüğünden malulen emekli oldum.
2007 yılında seçimlerden sonra, Türkiye’ye turist olarak gidebilmeye başladım.
Başka dostların yardımıyla Köksüz Yayınları kuruldu ve  Marksizm’in Marksist Eleştirisi kitabı tekrar basıldı. Bunu Bir Devrimcinin Teorik ve Politik Otobiyografisi ve Geleceği Geçmişten Geçmişi Gelecekten Kurtarmak  - Denemeler isimli kitap izledi.
Ayrıca yazdığım çeşitli konulardaki yazılarının derlemelerinden oluşan kitapları internette karşılıksız olarak indirilebilecek şekilde okuyucuya sundum ve hala sunarım.
Köxüz sitesine saldırılar arttı ve teknik sorunlarda yoğunlaştım.
Saldırılara karşı, Drupal CMS ile site yapmayı öğrendim.
Eski TKP-B’lilerin “Tarihi Konuşuyoruz Sempozyumu”na davet üzerine bildiriler sundum. Ancak içeriği tertipleyenlerin işine gelmediği için sansüre uğradı, susuş ve engellemeyle karşılaştı.
Çatı Partisi girişimlerinde yer aldım, tartışmalara katıldım.
Daha sonra bu çalışmaları Demokrasi İçin Birlik Hareketi ve Halkların Demokratik Kongresi, Sosyalist Yeniden Kuruluş gibi örgütlenme ve girişimlerde sürdürmek istersem de yazılarının içeriği rahatsız edici bulunduğundan bürokratik ve idari tedbirlerle önerilerimin tartışılması ve gündeme alınması bile engellendi.
Köxüz sitesi teknik sorunlar nedeniyle (sürekli saldırılar ve aktüalize edememe) bitkisel hayata girdi. Kurtarmak için son bir girişimle Jiyan isimli bir siteyle birleştirme çabasında bulundum. Başarısız olunca Köxüz’ün yayını fiilen bitti.
Yazılarımı Demirden Kapılar isimli “Blog”umda yayınlamaya devam ettim.
Otuz iki yıl önceki askerlik firarı nedeniyle gözaltına alındım. Kalbimdeki stentler nedeniyle  çürüğe çıktım.
Birkaç arkadaşımla birlikte 2012 yılında ikinci bir “Kıvılcımlı Sempozyumu”nun örgütlenmesinde yer aldım ve sempozyumda bir bildiri sundum.
Gezi olayları esnasında neredeyse her gün yazılar yazdım ve olayları içinden ve yakından izleyerek yol göstermeye çalıştım.
Kadıköy, Yoğurtçu Parkı’ndaki forumlara ve çalışmalara katıldım.
Acıbadem ve Yeldeğirmeni (Don Kişot işgal evi) dayanışmalarında yer aldım, ama sağlığım el vermediğinden fazla aktif olamadım.
“Gezi Aynasında Marksizm Sempozyumu”na bir bildiri sundum.
Gezi olayları esnasında yazdığım yazılar dostların yardımıyla Gezi Direnişi Yazıları başlıklı kitapta yayınlandı.
Kobane Direnişi ve 7 Haziran Seçimleri süreci gibi özel durumlarda yoğun olarak yazılar yazdım.
Aynı zamanda erdoğan’a karşı mücadelede HDP’ye Oy Ver, İstifa, Hayır Mecisleri gibi girişimlere doğrudan örgütleyici veya destekleyici olarak katıldım.
Kanserin ve kalp rahatsızlığım var.
15 Temmuz darbesinde tıbbi kontrol için Almanya’daydım ve dönersem büyük olasılıkla tutuklanacağımdan ikinci kez sürgün yaşamım başladı.
Gündemimin başında elbet Erdoğan’en Ergenekon ile ittifakına dayanan bugünkü diktatörlüğünden kurtulmak bulunuyor.
Hikaye şimdilik buraya kadar.
Demir Küçükaydın
22 Ekim 2017 Pazar
Kitaplarının dijitalize edilmiş olanları parasız olarak şu adresten indirilebilir: Demirden Kitaplar 
(https://drive.google.com/folderview?id=0BxCB_Gtx8VYAcDREeTJVLW93MjA&usp=sharing)
Teorik ve Politik Evrimini anlatan yazılarım “Bir Devrimcinin Teorik ve Politik Otobiyografisi” adlı kitapta toplamıştır.
Kendisiyle yapılmış hayatıyla ilgili bir söyleşiyi şuradan izleyebilirsiniz.
https://youtu.be/UQ0oBaalKh4
Demirden Kapılar isimli Bloğunda yazılarını paylaşmaktadır.
http://demirden-kapilar.blogspot.com.tr/ 
Facebook’ta da yazılarını ayrıca paylaşmaktadır:
https://www.facebook.com/demiraltona
Twitter Adresi:
@demiraltona
Youtube’de kanalı şu adrestedir:
https://www.youtube.com/user/demiraltona